10dk (Bir teneffüs hikayesi)

Bir tenefüs hikayesi. One-shot yani tek bölümlük bir hikayedir.

10dk (Bir teneffüs hikayesi)

Yaşanmışlıklardan kelimelere.     

I EV

"Efe de kalksa ya. Okulu yok mu bunların?" Duyulması zor bir gıcırtı ile kapandı çelik kapı. Mefe bu duyduklarını daha sonra anımsayacağını bilmeden ağzını esnercesine açtı. Bu hareket çenesi ve kafatasının birleştiği yerdeki -en azından orada olduğunu düşündüğü- kemikleri kıkırdatıyordu. Ama bu hareketin verdiği rahatlık sabah sersemliği ile birkaç saniyede yok olup gidiyordu. Soğuk hissettiği yerlerine yorganın neresi olduğunu bilmeden çekti. Bilinci açılıp kapanma konusunda kararsızdı ki yarı uyuyan annesi bu kararı netleştirdi. "Beş dakika daha uyu yoksa gecikirsin" Artık Mefe'nin bilinci uyanıktı. Birkaç dakika gözleri kapalı şekilde yattıktan sonra bağdaç pozisyonuna geçti. Bacakları hala yorganın içindeydi çünkü sabah soğuğu kalorifer ile olan savaşında galip gelmişti. Bir sağa bir sola baktıktan sonra yorganı sol eliyle sol tarafına atıp ayağa kalktı. Oturma odasında birkaç dakika yattı. Saat gelmişti .Artık hazırlanması gerektiğini biliyordu.

       Sifona bastıktan sonra musluktan akan soğuk su daha sabunu köpürtmeden elini dondurdu. Parmakları ölmüş bir örümcek gibi avuç içine çekildi. Sabunun akıp gittiğinden emin oldu ve soğuk suyu üç kez yüzüne çarptı. Çantasına üç kitap iki defter attıktan sonra sarı okul üstlüğünün üzerine siyah kazağını geçirdi. Bir çift bot ve siyah gocuğu giydi. Çelik kapı duyulması zor bir gıcırtı ile kapandı.                                                     

II Yol

        Koyu beyaz mermerden yansıyan ışık Mefe'nin gözlerine acı verdi. Ama soğuk havayı ciğerinde hissedince belirsiz bir mutluluk onu sardı. Burnundan çıkan buharı izlerken onun için çalındığını bildiği bir korna onu yukarıya bakmasına zorladı. Bir tutam heyecan ve endişe hissetti. Bu duyguları merdiveni çıkmak için kullandı. Mefe bir yamanın ortasında oturuyordu. Servis yukarıdaki sokaktan geçtiği için merdiven çıkmak kaçınılmazdı. Bir tıslama ile açılan kapı aynı ses ile kapandı. Mefe kendini kapının hemen yanındaki koltuğa attı. Çantası büyük olduğu için onu kucağına aldı ve çenesini çantaya koydu. Soğuktan buğulanmış camı izleyerek derin düşüncelere daldı. Kapının birkaç kez açılıp kapanmasından sonra okula vardılar .Arabanın durması ile herkes otomatik olarak çantasını sırtına takmıştı. Kapı yarısına kadar açılınca Mefe sağ elinde çantasıyla dışarı atladı. Bir savurma hareketi ile çantasını iki omzunun üstüne oturtdu. Seri ve kendinden emin bir şekilde yolun karşısına geçti. Anlamasa da göz ucuyla sağı ve solu kontrol etmeyi ihmal etmedi. Yolun karşısına geçince adımları otomatik olarak hızlandı ve bakışlarını yere çevirdi.

        Sınıfın kapısından girince normalin aksine sınıfı sessiz ve yalnız buldu. Kim olduğunu az çok seçebildiği kişiler sınıfta yoktu. Bu ona istemsiz bir huzur ve mutluluk verdi. Sessizliği seviyordu. Cam kenarında en arkada oturuyordu. Çantasını yavaşça oraya bıraktı. Camı açıp sıraya oturdu ve soğuk havayı içine çekti. İlk ders bir anda geçmişti. Mefe ne yaptığını hatırlamıyordu. İkinci ders ise sınıfın sorunlarını tartışlar. Mefe sessiz kalıp kitabının bazı kısımlarına göz attı. İkinci ders bitmişti. Sınıfı giriş kattaydı. Kantin ve bilgisayar odasına birkaç adımdı. Mefe ikinci teneffüs bilgisayar odasına gitti. Hocanın masasında bir kitap duruyordu. Bir göz attı ve beğendi. Giriş ve önsözü okumuştu bile. Her teneffüs üç sayfa okusam iki güne biter diye aklından geçirdi. Derken çalan zil ile biyoloji dersi için sınıfa ilerledi. Biyoloji dersinden pek de hoşlandığı söylenemezdi. Ama hocanın onu çalışkan görmesi egosunu tatmin ediyordu. Bu kadar egoya herkesin ihtiyacı vardı. Zevkli ve bol sorulu bir dersin ardından zil çaldı. Mefe birkaç sayfa okumak için bilgisayar odasına gitti. Üçüncü sayfanın sonunda bölüm bitti. 27. sayfadaydı böyle giderse hocadan önce bitirebilirdi. Yeni bölüme geçsem mi diye düşünürken zil çaldı. Neler olacağından habersiz sınıfa ilerledi. 

III Okul

        Hoca derse kaldığı yerden aynı hız ile devam edecekti. Ama bir tıklama sesi diğer seslerin azalmasına neden oldu. Mefe dersin başından beri ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Hoca sakin bir şekilde "Gel" dedi.Gelen müdür yardımcısıydı. Mefe bir şeyler anımsadı. O hocayı sınıfa her geldiğinde arama yapacağı hissine kapılıyordu. Sağ tarafına uzandı birazcık. İki tane daha hoca bekliyordu. Müdür yardımcısı biyoloji hocası ile bir şeyler konuştu. Biyoloji hocası sınıftan çıkarken "Erkekler şu tarafa kızlar şu tarafa geçsinler" dedi. Mefe arama yapılacağını çoktan anlamıştı. Sigarayı bırakmanın verdiği mutluluk ile ayağa kalktı. Sigarayı bıraktığı için mutlu değildi. O an yanında olmamasının verdiği rahatlık vardı üstünde. Sağa sola bakıp düşündü, üstünde riskli bir şey yoktu. Fakat bu rahatlığı fazla sürmedi. Önündeki çocuğun söyleyecekleri ile ile endişe hissi onu ele geçirecekti. "Kanka kalemlikte çakı var onu sakla".  Mefe derin bir telaşa kapıldı.Bir gözü ile hocaya bakarken diğer gözlü ile çakıyı yavaşça kalemliğinden aldı. Ne yapacağını nereye koyacağını bilemedi. "Kanka arka cebine at, çabuk!".  Oraya bakacaklarını düşündüğünden çantanın içine bıraktı. Nasıl olsa genel bir aramaydı. Çantanın dibine bakacak değillerdi ya. Muzip ve bir o kadar da gergin gülümsemesi ile arama sırasının başına geçti. Bir süre sonra bir diğer hoca Mefe'den başlayarak erkeklerin üstünü aramaya başladı. Hoca sadece iç ceplere elledi ve bir diğer çocuğa geçti. Mefe çakıyı arka cebine koymadığına pişman oldu. Endişesi giderek arttı. Sanki içinden bir ses o çakıyı bulacaklarını söylüyordu. Bir bayan hoca kız çantalarını ve bir diğer erkek hoca ise erkek çantalarını arıyorlardı. Müdür yardımcısı ayakta elinde kağıtlarla bekliyor,  diğer erkek hoca ise erkeklerin üstünü arıyordu. Kızların üstünü arayan yoktu. Mefe bir şeyler döndüğünü hissetmişti. Müdür yardımcısı Mefe'nin oturduğu yere gitti. "Burada kim oturuyor" "Ayyaş... Ay Mefe" Muhammet Efe hocam" Hoca dikkatlice çantayı aramaya başladı. Mefe çakıyı bulmaması için dua etti. Korktuğundan değildi. O çakıyı seviyordu. Saniyeler sonra Müdür yardımcısı erkeklerin üstünü arayan hocanın yanına geldi. " Aradığını buldun mu?" "Evet, evet gidelim." Mefe çakıyı bulmuş mu diye bakarken kağıdın arasına sıkıştırılmış metal bir cisim gördü. Çakıyı bulmuşlardı. Onu kaybetmişti. Aramada bulunan yasak eşyaların kazan dairesinde yakıldığını biliyordu ama metal birşeyi yakamazlardı. Ya bir öğretmende veya hademede ya da müdür yardımcısının çekmecesinde paslanacaktı. "Buraya kadarmış" diye mırıldandı. Müdür yardımcısı çıkmadan Muhammet Efe kim diye sordu. Mefe'nin eli otomatik olarak belinden yukarı çıktı ve "Ben" dedi. Müdür yardımcısı "Teneffüste yanıma gel" dedi. Gülümsüyordu. Sessiz ve hızlı söylemişti. Sanki kalabalığın sesine gizlenmek istemişti. Kime duymamıştı. Çünkü eğer duysalardı "Ayyaş ne oldu?" diye sorarlardı.

       Mefe sahte gülümsemesi ile yerine oturdu. "Ulan yaa" dedi kendi kendine. Dalgın ve endişeli bir ders geçirdi. Ders biyolojiydi. Mecbur olduğundan isteksizce katıldı. Kalan dakikalarda bu olayı düşündü. Acaba hocanın yanına gitmeli miydi? Gitmese bu işleri daha zora sokardı. Gitmeye karar verdi. Biraz daha düşündükten sonra jeton yeni düştü. Birisi onu şikayet etmişti. Yeni yeni anlıyordu. Diğer herkesin çantası alelade kontrol edilirken müdür yardımcısı Mefe'nin çantasını bizzat kendisi kontrol etmişti. Aslında müdür yardımcısı sigara arıyordu ama ummadığı bir şey bulmuştu. Bu bile onu gülümsetmeye yetmişti. Mefe o ispiyoncunun kim olduğunu merak etmemişti. İçinde bir nefret duygusu oluşmuştu. O an sadece çakısını düşünüyordu. Onu almalarını da pek umursamıyordu. Sadece bunu alay edercesine ve umursuzca yapmaları. Mefe'yi deli eden buydu. O çakının ondaki değerini bilmiyorlardı. Hediyeydi belki? Veya birisinden kalma. Öyle olmasa bile bunu düşünmeleri gerekirdi. Mefe nasıl olsa ilk suçunu işlemişti bu okulda. Ama onlardan bunu düşünmelerini bekleyemezdi. Derin bir nefes aldı. Zaman geçtikçe nefreti artıyordu. İntikam planlarını düşlemeye başlamıştı. İntikamın kokusu bile zevk veriyordu. Çalan zil ile bu duyguların yerini tehditkar bir gülümseme almıştı.

IV Teneffüs 

        Ellerini cebine attı. Kendi kendine "Gitmem lazım" diye mırıldandı. Ayağa ilk o kalkmıştı. Hızlıca öğretmen masasının dibine kadar ilerledi. "Hocam çıkalım mı?" Hoca Mefe'yi aldırmadı. Mefe'de hocayı. Çoktan birkaç kişi kapıya yönelmişti. Mefe de dayanamayıp hızlı adımlarla çıktı sınıftan. Lavaboya gitmek istiyordu ama hocanın onu beklediğini düşündü ve bu işi sonraya erteledi. Hızlıca merdivenleri tırmandı. Okulu çok bilmiyordu o yüzden odaların ismine tek tek baktı. Sonunda müdür yardımcısı yazan yeri buldu. Hoca içeride yoktu. Kapının hemen yanında hastanelerdeki sıra bekleme koltukları vardı. Mefe oraya oturdu. Bekledi, bekledi ve bekledi. Hocalar geçiyor, öğrenciler soru soruyor, hizmetlinin doldurduğu çayın buharı yok olup gidiyordu. Mefe o an beklemekten zevk aldı. Belki sessiz değildi ama öğrenciler ve hocaların oluşturduğu hafif gürültülü ses Mefe'ye şehrin işleyişini hatırlatmıştı. Korktuğunu belli etmemek için takındığı muzip ve huzurlu gülümseme ile dakikalarca bekledi. Sıkılmıştı. Ayağa kalktı. Ellerini cebine atıp odanın etrafında yürümeye başladı. Etrafa bakıyor ve dolanıyordu. Biraz yorulunca kalktığı yere döndü. Oturuyordu. Evet tam oturuyordu. Mefe bir şey gördü. Dikkatini dağıtan bir şey. Nabzını yükselten ve nefes alma yetisini kaybettiren. Mefe ellerini dizlerine koymuş oturacakken oldu bunlar. Bir anda kalktı. Oturmadı. Mefe ellerini tekrar ceplerine attı. O, gülümsüyordu. Mefe ise hareket edemiyordu. Kaskatı kesilmişti. Ama aynı anda da bir şey olmamış gibi dolanmaya devam ediyordu. Ruhu durmuş bedeni oyalanıyordu. O an yaşadığı şeyler tarif edilemezdi. Sanki lavlar akan kalbinin üstüne yağmur başlamıştı. Midesini bir anda gökkuşağından kelebekler sarmıştı. Böbrek üstü bezleri dile gelmiş Mefe ile konuşuyordu. Bunlar yaşanırken Mefe'nin tüm hayatını gri bir sis basmıştı. Mefe'ye hayatını unutturuyordu. Öyle bir sisti ki tüm Mefe'yi kaplamıştı. Yaşattığı şeyler hangi rüzgar eserse essin hep izi kalacak şeylerdi. Bu şeyi dünyadaki soyut veya somut kavramlarla karşılaştırmak yanlış olurdu. Bu apayrı bir şeydi. Tüm güzel şeylerden ayrı hepsinden güçlü ve daha gerçekti. Bu şey, bu gri sis, insanları kör etmesi ünlüydü. O şey aşktı.

         Merdivenlerden inmişti. Mefe onu artık göremiyordu. Ama üzülmemişti. Çünkü tekrar görecekti. Saniyeler geçtikçe kendine geldi. Mefe'nin yüzünden o muzip ve huzurlu gülümseme silinmişti. Ama bu huzursuz ve mutsuz olduğu anlamına gelmiyordu. İfadesizdi zihninin durumuna göre. Şaşkındı, göz bebekleri büyümüştü ve gözlerini kırpamaz olmuştu. Mefe yaşadığı durumu gözünün önünden geçirdi. Böyle bir his hayal edilemezdi ama onu yaşıyordu. Bunun bir hediye olduğunu düşündü. Böylesine özel bir şey herkese rastlamazdı. Mefe'nin düşündüğü tek şey sevgili sevgilisiydi. Biliyordu. Artık kendinden bir parça ondaydı. Artık Mefe'yi kendisi yapacak, onu tamamlayacak kişi - aynı bir yapboz gibi- oydu. Bu yüzden Mefe onu daha çok sevdi. Ona daha çok değer verdi. Ona bir şey olmasına veya zarar görmesine katlanamazdı. Onun için her şeyi yapmaya hazırdı. Mefe bunu aşk zannetmişti. Öyleydi de ama kendineydi. Aslında Mefe kendini seviyordu. Kendini tamamlayacak kişiyi bu yüzden seviyordu. Kendisi içindi bu, onun için değil. Eğer onu sevseydi onu tamamlayacağı için severdi. Aşk karşıdakini sevmekti. Mefe'nin yaşadığı duygular, aşka çok benzerdi. Aşk sadece daha gerçek ve kalıcı olandı ve ikiye ayrılırdı. Ama bu kelimelerle anlatılmayacak kadar uzundu. Mefe karşıdakinin içindeki kendini seviyordu aslında. Mefe bir kez daha kendini seviyordu...

         Zil çaldı. Ders önemsizdi. Müdür yardımcısını bekledi. Ne zaman geldiğini bilmiyordu. Bir anda gelmişti. Zaten kimin umrundaydı. Mefe elleri yanda odaya girdi. Normalde ellerini önünde birleştirirdi -saygı bakımından-. Ama artık o hocaya ne saygısı vardı ne sevgisi. Hatta nefret bile ediyordu. Oda bir anda dolmuştu. Herkes bir şey söylüyordu. Mefe sabretti. Odada bir kişi kalana kadar bekledi. Normalde böyle sabretmezdi ama düşüncelere dalıp gitmişti. Son kişinin çıkmaya niyeti yoktu o yüzden Mefe sola geçip lafa atıldı. "Beni çağırmıştınız" Hoca ilk başta anlamamazlıktan geldi. Ama Mefe ısrarcı bakışlarını sürdürünce hoca konuşmak zorunda kaldı. "Ne var?" Hoca dalga geçercesine gülümsüyordu. Galiba Mefe'yi neden çağırdığını unutmuştu. "Teneffüste yanıma gel demiştiniz" dedi. "Küçük bir çakı vardı" "Eee ne olmuş yani" Hoca Mefe'nin bakışlarını süzerek "Yasak olduğunu bilmiyordun yani" dedi. "Hayır hocam biliyordum ama zarar gelmez diye düşündüm" "Çıkabilirsin" Mefe iki saniye bakışlarını sürdürdü. Geri dönüşü olmayan bakışlardı. Mefe odadan çıktı.

       Odadan çıkınca bir yük kalkmıştı üstünden. Ama fark etmedi. Kendisi başka yerdeydi. Derin bir nefes aldı. Elleri yine ceplerine kavuşmuştu. Gülümsedi. Etrafı izlemenin zevki ile ağır ağır sınıfa ilerledi. Ders önemsizdi. Sırasına oturduktan sonra birkaç önemsiz soruyu cevapladı. Hoca bilinmez bir zamanda gelmişti. Mefe normalde yatar uyurdu. Ama bu sefer öyle yapmadı. Oturdu. Düşündü. Yazacağı şeyleri, Hissettiklerini ve kendini. Gerçekten seviyor muydu? Yoksa  bir şeylerden mi kaçıyordu? Zaten bunlara hiçbir zaman cevap bulamamıştı. Ama yine de daha aydınlıktı o gün. Hava daha tatlıydı. Düşünceler daha yoğundu. Hoca bile sakindi. Gökyüzünden bahsetmiyorum bile. Birkaç serçe vardı ağacın üstünde. Mefe soğuğu daha az umursuyordu. Montu iliklenmemişti. Sert bir rüzgar esti pencereden. Aldı Mefe'yi götürdü. Herhangi bir yere. Nasıl olsa güneş daha parlaktı. Görmese bile biliyordu. Kulağında serçelerin sesi vardı. Soğuk ise sıcakkanlıydı. Sert bir rüzgar esti pencereden. Metal pencere duyulması zor bir gıcırtı ile kapanmıştı.