Entigma 2.Bölüm: Ormandan Gelen Düşmanlar

Güneş ışığı altında parıldayan çelik havada savrulup rüzgarı kesti. Ruhlar belli bir istek doğrultusunda hareket eder gibi ileri atıldı. Yüce yıldırımlar ve alevlerle bezenmiş kayalar gökyüzünden yağdı. Kanla kaplanmış olan savaş alanı içerisinde dehşet verici kızıl gözler kendini gösterdi ve düşmanlarının içine korku saldı.

Entigma 2.Bölüm: Ormandan Gelen Düşmanlar

2.Bölüm: Ormandan Gelen Düşmanlar

 

“Lancy! Lancy, ben acıktım! Yoruldum ve sıkıldım! Lütfen artık duralım!” Lucy at arabasının üzerinde her bir kelimesini çocuksu bir şekilde uzatarak söyleniyordu. Lancelot’un isminin çok uzun olduğunu düşündüğü için ismini kısaltarak ‘Lancy’ haline getirmişti.

 

“Bana Lancy demeyi kes ve henüz gitmemiz gereken yolu yarılayamadık bile.” Lancelot rahatsız olmuş bir şekilde konuştu. Lucy yol boyunca sürekli yemek için durmaları gerektiğini söylemişti.

 

“İlk olarak Lancy ismi sana oldukça yakışıyor ve benim ismmde Lucy yani isimlerimiz oldukça benzer oluyor! Aynı zamanda eğer bana yemek yapma fırsatı vermezsen sana kendimi nasıl kanıtlayabilirim, ah!” Lucy çocuksu bir öfkeyle ayağa kalktı ve söylenmeye başladı. Tam cümlesinin sonuna gelmişti ki at arabasının tekeri bir taş yüzünden sekti ve Lucy’nin dengesini kaybedip düşmesine neden oldu.

 

“Ah, nereye gidiyorsun! Beni burada bırakma lütfeeen!” Lucy yere düşmesine rağmen Lancelot’un arabayı durdurmadığını görünce yalvarmaya başladı.

 

“Ah, lanet olsun. Tamam, burada kamp kuracağız, ancak bugünlük son kampımız olacak akşam yola devam edeceğiz.” Lancelot, Lucy’nin o kabul edene kadar pes etmeyeceğini anladı ve kamp kurmayı kabul etti.

 

“Yaşasın! Bir dakika, gece yola devam mı edeceğiz, Lancy çok acımasızsın!” Lucy lancelot’un sözlerini duyduğunda sevinse de cümlenin sonu hayal kırıklığına uğramasına neden olmuştu. Lancelot daha fazla konuşmadı kaslı adamdan aldığı kamp ekipman setini at arabasından indirdi.

 

“Kampı yerleştirmeye başla.” Lancelot, Lucy’e döndü ve kamp ekipman setini işaret ederek konuştu.

 

“Şey, ben kamp kurmayı bilmiyorum, hehe.” Lucy utangaç bir şekilde başını kaşıdı. Lancelot’un ona kızmasından korkarak olabildiğince tatlı görünmeye çalışıyordu.

 

“Ne işe yarıyorsun sen!” Ancak tatlılık Lancelot üzerinde etkisizdi. Dünyanın en güzel kadını bile onun için bir anlam ifade etmiyormuş gibi görünüyordu. Yaklaşık bir saat boyunca Lucy’i azarladıktan sonra kampı kendisi kurdu. Yemek yapmak için bir kamp ateşi yaktı ve yemeği kaynatmak için kullanılan alet edevatları yerlerine yerleştirdi. Lucy, Lancelot’un hareketlerini hayranlıkla izliyordu. Aşçılığına güvense de yemek yapacağı yeri bu kadar hızlı bir şekilde hazırlayamazdı. Lancelot bu konuda gerçekten tecrübeliydi, kampı birkaç dakika gibi kısa bir sürede kurmuştu.

 

“Yemek yapacak olan sensin değil mi?” Lancelot, Lucy’e doğru döndü. Bu kızı yanına alma sebebi aşçı olmasıydı. Ondan başka bir şey beklemiyordu.

 

“Şey, arabadan düşerken bileğimi incittim, hehe bir süre yemek yapamayacağım.” Lucy sağ elini göstererek konuştu. Lancelot bunu bekliyormuş gibi malzemeleri hazırlamaya başlamıştı. Anlaşılan yemeği kendisi yapacaktı. Lucy merakla beklemeye başladı. Lancelot’un nasıl bir yemek yapacağını çok merak ediyordu. Lancelot birkaç saat içerisinde yemek pişirmeyi bitirmişti. İki küçük kâseye yemek koyduktan sonra Lucy’nin yanına gitti. Lancelot bir şey demeden elindeki kâselerden birini Lucy’e verdi ve kampın ucunda kalan bir taşa oturdu.

 

“Teşekkürler Lancy!” Lucy, Lancelot’un yanında kalmak yerine uzaklaştığını görünce bir hayal kırıklığına uğramıştı. Kaşığını kâseye daldırdı ve kaşığın üstünde kalanlara baktı.

 

“Şey, bunun sağlıklı olduğuna emin misin?” Kâseye baktığın da yemeğin oldukça koyu renkli olduğunu ve içinde ki malzemelerin doğramadan direkt içine atıldığını gördü. Bazı malzemeler yanmıştı.

 

“Beğenmediysen kendi yemeğini kendin yap.” Lancelot sırtı Lucy’e dönük bir şekilde konuştu.

 

“Sanırım iş başa düştü, şimdi sana mükemmel aşçılık yeteneklerimi göstereceğim!” Lucy kâseden bir kaşık yedikten sonra kusacak gibi hissetmiş ve bu yüzden bundan sonra Lancelot’a yemek yaptırmayacağına dair yemin etti. Beline bir önlük bağladı ve sarı saçlarını bir kumaş ile topladı. Şu an tam bir aşçı gibi gözüküyordu.

 

“La la! La la!” Lucy ayrılmadan önce Lancelot’a aldırdığı etleri çıkardı ve şarkı söylerken pişirmeye başladı.

 

(Snif)

 

“Ne yapıyorsun sen!” Kokuyu alan Lancelot bir anda elindeki kaseyi attı ve ayağa kalktı.

 

“Ah, neden bağırıyorsun!” Lancelot’un ani ve sert tepkisi Lucy’i korkutmuştu. Lancelot’un bu tepkisine anlam verememişti.

 

“Uvuu” İkili daha fazla konuşamadan ormanın derinliklerinden bir uluma sesi duyuldu. Uluma sesini takip eden koşma ve hırlama sesleri kamp alanını doldurdu.

 

“Lanet olsun!” Ormandan dışarı atlayan ve kampı işgal eden canavarların kurtlar olduğunu gören Lancelot küfür savurdu.

 

“Aağhihihih (kişneme sesi)” Lancelot’un yolculuk yapmak için kullandığı arabayı çeken at büyük bir inleme çıkardı. Kurtlar otlamakta olan atın üzerine atlamış ve sivri dişlerini tenine geçirmişlerdi.

 

“Uvuuu” Liderleri gibi duran kurt atın öldüğünü anladıktan sonra uludu ve Lancelot’a doğru koşmaya başladı.

 

“Lancy dikkat et!” 6 kurdun hep beraber Lancelot’a doğru ilerlediklerini gören Lucy telaşla bağırdı. Lancelot kılıcını kavradı ve savaşa hazır bir pozisyona geçti.

 

“Uvuuu” lider görünümlü kurt bir kez daha uludu. Bu ulumayı duyan kurtlar hızla iki gruba ayrıldı. 5 kurt Lancelot’un etrafında koşmaya başladı, geriye kalan lider kurt Lancelot’a sürekli vur kaç taktiği uygulamaya başladı.

 

“Berserk kurtları!” Lancelot siyah giyimli maskeli suikastçıların savaş stilinin çok tanıdık geldiğini hissetmiş ancak sebebini anlayamamıştı. Şimdi karşısındaki Berserk Kurtlarını görünce sonunda hatırlamıştı. Lider kurt sürekli saldırıyordu. Lancelot savunma yapmayı denerken sürekli açık bırakıyor ve etrafındaki kurtlar bu açıklıklardan yararlanarak ona saldırıyordu. Berserk Kurtları birçok deneyimsiz gezginin canını bu şekilde almıştı. Neyse ki Lancelot onlardan biri değildi. Elindeki kılıcı lider kurda doğru fırlattı peşinden koşmaya başladı. Kılcı fark eden lider kurt geriye doğru zıplayarak kılıçtan kaçındı. Kılıç yere saplandığında Lancelot kılıcı yerden aldı ve etrafında savurdu. Kurtların etrafında oluşturduğu daireden çıktığında erken tepki verebilen iki kurt peşine takılmıştı. Ancak kılıcı savurmasıyla birlikte oluşan şiddetli rüzgar onları geriye doğru savurmuştu. Lider kurt ayaklarını yere bastığı anda Lancelot çoktan onun yanına varmıştı. Kılıcını savurdu ve gözlerini kapattı. Yüzüne gelen sıcak kanı hissetti. Gözlerini açtığında lider kurdun az ötede kırmızı gözler ile ona baktığını ve kılıcının üzerinde başka kurdun cesedinin bulunduğunu gördü.

 

“Hay ben böyle işin!” Lancelot etrafında bulunan tüm kurtların ona kırmızı gözlerle baktığını gördüğünde bir küfür savurdu. Onu uzun bir savaş bekliyordu. Neyse ki kurtlar Lucy’e saldırmıyordu. Bir de onu korumak zorunda kalsaydı bu savaş kesinlikle birkaç kat daha zorlu olurdu.

 

*On Dakika Sonra*

 

“Hmph!” Geriye kalan son kurt var gücüyle Lancelot’un sağ kolunu ısırdı. Dişleri Lancelot’un üst derisini parçaladı ve alt derisinde bulunan damarlara kadar ilerledi. Kutrun dişleri birkaç santim daha uzun olsaydı Lancelot’un kolu ömür boyu sakat kalabilirdi.

 

“av av av!” Lancelot yaralarından dolayı kılıcı kaldıramayınca elinden bıraktı ve sol koluyla kutrun kafasına vurmaya başladı. Her bir darbeyle kurt acıyla inliyordu. Her bir inleme sesi ormanda yankılanıyordu.

 

“Uvuu!” Lancelot’un vuruşlarına dayanamayan kurt son bir inleme kopardı.

 

(Crack!)

 

Lancelot’un yumruğu kurdun kafatasını kırdı ve yumruğu kurdun beynini ezdi.

 

“Ah!” Dişleri hala koluna saplanmış olan kurdu kavrayan Lancelot ani bir hareket ile kurdun ağzını açtı. Dişlerin aniden kolundan çıkması büyük acıya sebep olmuştu. Lancelot’un kolundan bir fıskiye gibi kan akıyordu. Lancelot önceden öldürdüğü lider kurdun cesedini aldı sivri dişlerini cesede sapladı. Lancelot’un beyaz sivri dişleri kurdun cesedine girdiğinde kıpkırmızı bir hal aldı. Lancelot kurdun kanını emiyordu! Birkaç dakika sonra Lancelot’un kolundaki yaralar tamamen iyileşmişti. Lancelot yemek yerken oturduğu kayaya tekrar oturdu ve beklemeye başladı. Oldukça dalgın görünüyordu.

 

“Lancy!” Lucy saklandığı yerden çıktı ve ürkek adımlarla Lancelot’un önüne ilerledi. Savaş boyunca büyük bir kayanın arkasına saklanmıştı. Kurtlar onu umursamamış ve sadece Lancelot’a saldırmışlardı. Kayanın arkasından güvenli bir şekilde bütün savaşı izleyebilmişti.

 

“Lancy, sen, iyi misin?” Lucy’nin sesi konuşurken titriyordu.

 

“Ben, ben çok özür dilerim! Her şey benim suçum. Lütfen affet beni! Eğer beni yanından kovmak istersen bunu anlarım.” Lucy başını eğdi ve Lacelot’dan özür diledi. Her şeyin onun suçu olduğuna inanıyordu. Eğer daha dikkatli olsaydı böyle olmazdı. Kurdun Lancelot’un kolunu ısırışını görmüştü ve devamını izlemek istemediği için elleriyle gözünü kapatıp kayanın arkasında saklanmaya devam etmişti. Bu yüzden Lancelot’un lider kurdun kanını içişine tanık olamamıştı ve cevap vermeme sebebini de kolunun sakat kalması olarak yorumlamıştı. Lancelot, Lucy’nin hiçbir sözüne cevap vermedi ve dalgın bir şekilde yere bakmaya devam etti.

 

“Ben gidiyorum Lancy, her şey için teşekkür ederim.” Lucy, Lancelot’un bu halini görünce eşyalarını toplamaya başladı.

 

“Nereye gittiğini sanıyorsun? Sen benim aşçımsın. Benim iznim olmadan hiçbir yere gidemezsin.” Lancelot’un sesi duyuldu. Sonunda kendine gelmişti.

 

“Lancy!” bu sözleri duyan Lucy’nin gözleri doldu ve Lancelot’a sarıldı.

 

“Çık üstümden.” Lancelot Lucy’i üzerinden attı ve atı ölen arabaya doğru ilerledi. Üzerinden bir deri çanta aldı ve içine yemek malzemelerini yerleştirmeye başladı.

 

“Kampı topla, yola çıkıyoruz.” Lancelot, Lucy’e doğru seslendi.

 

“Tamamdır Lancy!” Lucy gözlerindeki yaşları sildi ve coşkuyla onayladı. Lancelot çantayı sırtına taktı ilerlemeye başladı. Kamp setini toplayan Lucy’de onu hemen arkasından takip etti.