Kuyruklar Ve Kelimeler Bölüm 3: Hırsızımsı Kurt

Bir efsaneye göre eğer var olan tüm dostluk efsanelerinden farklı bir dostluğun varsa belirsiz bir zaman boyunca uyuyan bir orman uyanırmış ve bu orman bu iki kişiyi içine çekerek sınavlara boğarmış, ormanın sonuna beraber çıkmayı başarırlarsa efsane olurmuş ama başarısız biterse onlara bağlı yeteneğe ait olan neyse ona dönüşürlermiş. Karşınızda uzak diyarlardan buna ait bir efsane getirdim. Ormanın derinlerine giden bu yolu izleyin çünkü sonunu bağlayan sizlerin ruhu olacak.

Kuyruklar Ve Kelimeler Bölüm 3: Hırsızımsı Kurt

Bölüm 3: Hırsızımsı Kurt

Moya çadırdan çıktın doğan Güneş'e baktı, arkasını döndü, yere oturdu. Arkadaşının uyanmasını bekledi, "Kedimsileri avlama mevsimi daha gelmedi. Ve çoktan bizi takip etmeye başlayan insanlar. Meria neredesin? Kurtar bizi gene. Savunmasız burada bekliyoruz. Eğer o teklifi kabul etseydik, burada olmazdık. Sadece biraz daha zaman lazım. Sadece biraz daha gün lazım. Sadece biraz daha... Her şeyden biraz daha lazım. Ama vakit yok. Meria çok uzaklara gitmiş olamaz. Elimizde ipucuda yok." dedi içinden ve bir anda önünde bir el belirdi. Elinde içinde çan olan kalpli tasma ile," Kimsin sen?" dedi. Geri çekildi. Oğlan ona güldü," Doğru bildim yani. Bu şey size ait bayan." dedi. Moya," Kısmen evet." dedi. Oğlan," Bende sana ait bir eşya. Sende ise bana ait bir bilgi var. Bence güzel bir takas yapabiliriz. Bunu nerede bulduğumu ve ne zaman bulduğumu söylerim. Sende bana saklı hazinenden bir bilgi verirsin." dedi. Moya ayağa kalktı, "Hayır. İzi bende bulurum. Hazine bilgisine ulaşmana izin veremem." dedi. Oğlan, "O ufak kediye yazık olacak. Gittiği yol... Yol değil." dedi. Moya, "Sen... Sen ne biliyorsun söyle." diye bağırdı. Oğlan güldü.

Neya oğlanın boynuna yakın bir yerde tuttu ellerini, "Takas yok hırsız."dedi. Oğlan arkasını döndü," Tatlı kedimsi bu senle alakalı değil. Bana verilen para bu kızdan geçiyor. Eski bir bilge ve yakın geçmişin saklama yazarı. Bana ondan bilgi al dediler. Eğer kediyi istiyorsanız bana istediğimi verin. Yoksa onu kaybedersiniz. Sonsuza... Kadar..." dedi. Neya dondu. Boş gözler ile Moya'ya baktı. Moya yalvaran gözler ile ona bakıyordu," Bana kim olduğunu söyle." dedi Neya. Oğlan," Adım Nun. Gezgin hırsızın tekiyim. Para kokan her şeyin peşinden giderim. Adım zaten sizin için önemli değil. Ama elimdeki önemli, değil mi? Bayan kedimsi." dedi. Göz ucu ile kıza baktı ve alay eder tavırla, "Sana ait bir şeyi kaybetmek. Bence bu his gayet iyi bilirsin." dedi. Neya derin derin nefes almaya başladı. Moya korku ile ona, " Sakin ol. Neya, ona inanma. Sen suçlu değilsin. Ne oldu bilmiyorum ama. Kedimsiler öldürülmesi beklenen bir şeydi." dedi. Ağzını kapadı. Neya," Sen biliyor muydun? Ve bana demedin. Moya ne saklıyorsun benden sen." dedi. Moya, "Bak. Anlatacağım. Ama önce sakinleş." dedi. Neya başını salladı ve oğlanın boynunu sıkmaya başladı, "Açıkla ve yaşasın." dedi.

Nun içinden küfretmeye başladı, "Hadi, oradan! Harbi onlara aitmiş. Şimdi ayvayı yedim. O kız dökülmez ise yeteneğimi kullanmam lazım. Ufak veletler, fazla oluyorlar. Ama çalmadan giden biri değilim. O zaman ölmeden çalmaya başlasam iyi olur." dedi. Kızın ellerine elini koydu ve çekti, boynunda bir tasma belirdi. Kız, avının önüne fırlattı," Çok basit. Bilgiyi ver ve yaşa." dedi. Avı başını iki yana salladı," Nedense hafife alınma hissi var bende. Bunu hiç sevmem. O zaman sizi de öldürerek alırım bilgiyi." dedi. Avı korkuyla gözlerini kapadı, "Ayyaşların ininden çıkmış kurdumsu. Tasman yüzünden özgür olamazsın." dedi. Nun atılmaya hazır durdu, "Saçmalama. Siz iki kız işime yaramaz. Ölün daha iyi." dedi. Avı, "O zaman neden dişlerin kaşınıyor ve bedeninde bir öfke var?" dedi. Nun, "Aman neyse." dedi. Atılmaya başladı.

Neya hızlıca yerden kalktı ve oğlanı tutup yere sabitledi. Sonra Moya'ya döndü, "Şimdi saldır bakalım." dedi. Moya koşarak çantaya gitti ve aramaya başladı. Oğlan, Neya'dan kurtulmak adına saldırmayı denemeye başladı. Neya sinirle, "Moya bul şu şeyi." dedi. Oğlan, "Bir kez daha aynı numarayı yememeye yemin ettim. Ve bu son olacak." dedi. Dişlerin sivrileşti, kulakları ortaya çıktı, tırnakları uzadı. Neya daha sıkı tutmayı denedi. Oğlan ise ona uzanmayı deniyordu.

Moya eline aldığı ufak makasımsı şeyle arkasını döndü. Ve hızlıca koşmaya başladı. Tam oğlan Neya'yı çizecek iken tasmaya vurdu. Tasma parçalandı ama oğlan kızın yüzünü çoktan çizmişti. Kız üstüne yığıldı. Korku ile baktı. Elleri boynuna gitti, "Ne-ne yaptı o?" dedi. Neya dolu gözler ile, "Sahibinle bağını kopardı. Özgürsün artık." dedi. Oğlanı bıraktı. Oğlan hızlıca üstündeki kızı tuttu, "O zaman bende size yardım edem. Ona iyi gelecek şeyi biliyorum. En azından o kediye kadar gitmenizi sağlama şart." dedi. Neya, "Anlıyorum. Toplayam. Sen önden git. İzini bulurum." dedi. Oğlan, "Bulamazsın. Bunu saklamayı öğrenmem uzun yıllar aldı ama saklıyorum. Bulamazsın. Hızlıca topla bekliyorum." dedi. Neya hızlıca topladı ve oğlana, "Tamam gidelim." dedi. Oğlan koşmaya başladı.

Neya şaşkınca oğlana baktı, "Yetişmem lazım. Çok hızlı." dedi. Onun arkasından koşmaya başladı. Aralarındaki mesafe çok fazla idi. Birkaç defa yetişmek için hızlandı ama aniden gelen hava esintisi yüzünden geriye kaydı. Kalbine bir ağrı geldi. Derin derin nefes alarak koşmaya başladı. Ağzını açtığı her seferinde nefes almak dışında bir şey yapmıyordu. İçinden, "Nasıl bu kadar hızlı? Ben nefes bile almakta zorlanıyorum. Ama o çok rahat koşuyor. Meria'yı o olsa çoktan bulmuştu. Ben mi zayıfım yaaa!" dedi. Ve tekrar yetişmeyi denedi. Bu sefer yavaş yavaş hızını arttırdı. Tam ona yetişecekken aniden dizine bir şey çarptı ve yere düştü.

Oğlan duyduğu ses ile arkasını döndü ve göz devirdi. Yanına doğru sıçradı," Atla sırtıma. Gecikeceğiz." dedi. Kız kalkmayı denedi ama olmadı. Oğlan iç çekti ve baygın yatanı omzuna atıp öbürünün elinden tutup onu da sırtladı, "Hem ağırsınız hem işlevsiz. Neden başınız belada belli oldu?" dedi. Kızın ağzını açma çabasına baktı. Olmayacağını gayet iyi biliyordu. Aynısını küçükken kendi de yaşamıştı. Avlanmak için aşırı hızlı olması gerektiğini bu şekilde öğrenmişti. İçinden, "Şansına onu döven yok yapamadı diye. Kedimsilerin özelliği neydi? Sınırlarındaki hız ve sıçrama bizden zayıf. Bir dakika onlar gücü... Sevimlilik ve işlerine gelince kurnazlık idi." dedi. Yüzünde bir sinirli ifade belirdi, "Neden bunu akıl edemedim ki? Başka birine bulaşmalıydım. Bir daha parasına bakmayacağım. Kolaylığına bakacağım." dedi içinden. Sonra kıza dönüp, "O çantada ne var?" dedi. Kız, "Moya ne koyduysa? O benden bir tık daha iyi biliyor dış dünyayı." dedi. Oğlan, "Ben buna bilmek demem. O eşya sadece yüksek mevkiilerdeki insanlara verilir." dedi. Kız, "Eski bir bilge olmak ve masalcılık bence çok yüksek bir mevkii." dedi. Oğlan içinden, "Deli edecek beni. Dediği işleri yapan sayısı az zaten. Onlara da verilmiyor zaten. Moya denen kız birinden almış olmalı. Ama umrumda değil. Artık özgürüm. İşimi yapsam yeter. Bilgiyi alır, satar, kaçarım. Ayrıca o eşya bende. Farkında bile değil. Bu da oldukça iyi." dedi. Kız," Eğer ölürse öldürürüm." dedi. Oğlan," Sadece baygın şu anlık. Zehir iyice kan kaybederse aktifleşir ve sen nasıl rahat konuşuyorsun?" dedi. Kız," Annem öğretti bana. Hızlı koşamasam bile hızın içinde konuşmayı. Kendimi böyle korurmuşum. Ne güzel yalan." dedi. Oğlan," Evet, güzel yalan. En azından hayatta tutmak için yeterli bir bahane." dedi. Kız, " Galiba öyle. Kedimsilerin her zaman diğerlerinden ayrı tutuldu. Dışlanmış gibi hissetmek hoş değil." dedi. Oğlan," Kurtların neden yaptığını bilmem ama insanlara fazla yakın değilsiniz. Bize de fazla samimi değilsiniz. Galiba tüm olay buradan patlıyor." dedi. Kız," Galiba." dedi. Ve yol boyunca bir sessizlik oluştu.

Oğlan gördüğü çadır ile sıçramaya başladı, birkaç hamle sonra istediği yere vardı. Ve kızları yere bıraktı. Derin bir nefes aldı," Off, cidden bunu da yaptım. Galiba fazla güçlüyüm." dedi. Yaşlı kadın yanlarına geldi, "Tabii. Peki, bu kızlar ne alaka?" dedi. Oğlan elini ensesine götürdü, kadın güldü, "İçeri getir onları. Bakayım. Yaraları ne durumda?" dedi. Oğlan utançla, "Dışarda kalsam bayan anne. Azar istemiyorum." dedi. Kadın, "Tamam, bekle. Ama gene de azarlanacaksın. Biri ağır yaralı, diğeri hızdan kalp şokuna girecek. İyileştirme bitince sende biteceksin." dedi. Sert bakışlar attı. Oğlan tereddüt ile çadırın önüne oturdu.