Kuyruklar Ve Kelimeler Bölüm 4: Bedeller ve Getirileri

Bir efsaneye göre eğer var olan tüm dostluk efsanelerinden farklı bir dostluğun varsa belirsiz bir zaman boyunca uyuyan bir orman uyanırmış ve bu orman bu iki kişiyi içine çekerek sınavlara boğarmış, ormanın sonuna beraber çıkmayı başarırlarsa efsane olurmuş ama başarısız biterse onlara bağlı yeteneğe ait olan neyse ona dönüşürlermiş. Karşınızda uzak diyarlardan buna ait bir efsane getirdim. Ormanın derinlerine giden bu yolu izleyin çünkü sonunu bağlayan sizlerin ruhu olacak.

Kuyruklar Ve Kelimeler Bölüm 4: Bedeller ve Getirileri

Bölüm 4: Bedeller ve Getirileri

Yaşlı kadın, Nun'un ona getirdiği misafirlere baktıktan sonra dışarı çıktı ve yanına oturdu. Doğan Güneş'i sessizce beraber izlediler, "2. gündoğumu bu de mi?" dedi. Nun başını olumsuz anlamda salladı, "3. bu. O kadar hasara rağmen 3 gün geçti." dedi. Yaşlı kadın, "Demek o kadar oldu, ha? Kedimsi şanslıydı ama diğer kızda zehrin etkisi devam edecek. Ne kadar kanından çıkarsam bile bir kere kalbe kadar gitmiş, vücudu artık onsuz devam edemez. Merak etme sana olan kızgınlığım geçti." dedi. Yaşlı kadın kollarını birleştirdi, "Oldukça ilginç bir çantası vardı. O kıza borçlusun her şeyi desem yeridir. Çantasında 4 çift yatıştırıcı vardı. Senin yüzünden ikisini kedimsiye vermek zorunda kaldım. Ayrıca tasman nasıl çıktı? Açıklamaya ne dersin?" dedi. Nun tedirgince ona baktı. Sonra elini boynuna götürdü, şaşırdı. Heyecan ile kadına döndü, "Vaaaa! Harbiden yokmuş. Ben farkında bile değildim. Onlara saldırdım, hırsızlık yapam derken." dedi. Gülmeye başladı. Kadın ona döndü. Sinirli bakışlar ile, "Fazlası olduğunu bildiğimi bilip sallaman işe yaramaz. Kandırmaca senin kanında yok." dedi. Nun bıkkınca nefes verdi, "Sadece kızlardan bilgi çalmayı deniyordum. Bilirsin şu gözlük denen şey çok pahalı ve kızlardan biri onu takıyordu. Ayrıca herkes bu iki kızın bir kediyi aradığını biliyor. Bende şansımı deneyeyim dedim. Ondan sonra beni kurtarladılar. Garip bir şey ile hemde. Hatta ödünç aldım onu. Vahşi tavırlarıma iyi dayandı kedimsi. Birazda şanslı idi." dedi. Cebinden kızın kullandığı şeyi çıkardı ve yaşlı kadına uzattı. 

Yaşlı kadın hızlıca ayağa kalktı ve korku ile geri gitti, "O şeyi gözümün önünden çek. Lanetli o. Hepsi yakılmıştı. Gözümle gördüm. Yıllarca aradım ve şu an... Hayır, yak onu. Hemen! Duydun mu beni? Yak. Yak. Yak onu." diye bağırmaya başladı. Nun korku ile cebine geri attı ve ellerini havaya kaldırdı, "Sakin ol. Onu geri koydum. Kızın çantasına fark ettirmeden geri..." derken kadın bağırmaya başladı, "Yak onu. Yak. Sahibesi olan o kızda ölmeli. Öldürmeliyiz onu. Huzur vermez bize. Ölüm şu an dibimizde ve sen hâlâ sakin ol mu diyorsun? O kız yüzünden oldu bunlar. Tasmanı asla çıkarmamalıydı. Seni de lanetledi. Defetmek için kanın akıtılmalı. Merak etme, çok kısa sürecek. Ardından seni kurtarmış olacağım." dedi. Gülümsedi. Nun hafifçe gerildi, "Bayan, sorun ne? Bu, siz değilsiniz. Bu kadar delirmeniz normal değil. Lütfen, bana ne oldu açıklayın" dedi. Kadın başını iki yana salladı, "Asla o günleri tekrar hatırlamayacağıma yemin ettim ve sen gelip bu yemini bozdun. Lanedi kırmalıyız. Anladın mı? Beni sorgulama sakına." dedi. Nun kuşku ile, "Tasmalı hâlimde sence özgür müydüm?" dedi. Kadın umut dolu gözler ile, "Evet. Evet, özgürdün. Biri de gelip senin dış organlarını kesemezdi. Şimdi ise onlar açık." dedi. Nun korku ile baktı, "Sana ne yaptılar?" dedi. Kadın gülmeye başladı, "Ölüm. Onunla beraber yaşadım. Asla benim gibi olma diyeydi hepsi." dedi. Başındaki örtüyü açtı. Nun korku ile ona baktı ve ikisi suskunca bakışmaya başladılar.

Moya gözlerini açtığ gibi bir baş ağrısı ile ellerini gözüne götürdü, "Kurt zehri... Fazla ağırmış... Agghh! Ayağa kalkmam lazım. Vücuda yayılmadan durmak... Sadece...", soluklandı," Bir işgence... Hadi! Kalk! Bedenim... Çok... Ağrıyor..." diyerek ağlamaya başadı. Acı acı çıkan hıçkırıkları yanında yatan kedimsinin kulaklarında çınlıyordu. O da gözlerini açmayı denedi. Zar zor olsa da başardı. Kafasını sağa çevirirken boynunda ani bir acı hissedip çığlık attı ve eski durumuna döndü, "Moya çok canın yanıyor mu?" derken sesi kısık çıkmıştı. Eliyle hafifçe boynuna götürdü ve dokundu. Ufak bir yanma hissttti. Ağzını açınca ise bir kuruluk ile nefes zar zor almaya başladı. Gözleri doldu, "Daha yeni yola çıktık ve Meria'yı bulamadan ölecek miyiz? Moya neden bu konuda haklı olmak zorundaydı? Ufak bir macera idi amacım. Fakat bizim ölümümüz olacak. Özür dilerim, Meria. Affet beni. Bu hata benimdi. Sadece bizimle ol istedim. Özgürlüğe merakına rağmen istemek benim hatamdı." dedi. Ağlamaya başladı.Hafifçe çıkan hıçkırık sesleri canının daha fazla yanmasına neden oluyordu. Bu da canının daha fazla yanmasına neden oluyordu. Bu da onunda Moya gibi ölüyormuş gibi hissetmeine neden oluyordu. Yardım beklemek dışında bir şansları yoktu.

Nun duyduğu sesler ile, "Kızlara bir şey oldu. Gitmeliyiz, bayan." dedi. Kadın koşarak içeri girdi ve telaşla iki kıza baktı, "Nuuuuun!" diye bağırdı. Nun koşarak içeri girdi. Kadın, "İnsanımsı kızını al. Ve yürüt. Şu an hayatta tutmak zorundayız onları. Yoksa ölecekler. Bu olmamalıydı. Tanrım! Onları ayakta tutmamız lazım. Ne duruyorsun? Derhal dediğimi yap." diye bağırdı. Nun yutkundu ve kızı kaldırdı, "Şşş, sakin ol! Her şey yolunda. İyi olacaksın. Sadece biraz hava alman lazım. Tamam mı? Kendini bana bırak. Sana yardım edeceğim. Eski sağlına geri kavuşacaksın." dedi. Kız adımlarını sürüye sürüye ilerken kadın ile göz göze geldi, hemen elini başınna götürdü. Nun, "Ağrı devam ediyor mu? İstersen sadece çadırın dışına çıkalım. Adım adım gidelim. Sana daha iyi gelir." dedi. Kız başını iki yana salladı, "Hayır, ben... İlerlemek... Zorundayım... Yoksa... Ölürüm..." dedi. Nun şaşkınca ona baktı, "Tamam. Tamam. Hadi gidelim." dedi. Olabildiğince samimi ve yardımsever olmayı deniyordu Nun. İçinden, "Yaptığımın bedelini en azından taklit ederek ödeme şansım var. Bayan gör bunu. Ben gayet iyi kelimelere sahibim." dedi. 

Moya yeni yeni nefes almaya başladığını hissetti, başında ise bir zonklama vardı ve sürekli aynı sözü duyuyordu, "Kesilmiş hayvanlar... Kesilmiş hayvanlar... Kesilmiş hayvanlar..." durmadan tekrar eden bu sözleri nerede duyduğunu hatırlamaya çalıştıkça başı daha fazla zonklamaya başladı. İçinden, "Sanki biri kafatasıma iğne batırıp çıkarıyor gibi hissediyorum. Hatırlamam lazım. Ama çok canım yanıyor. Başka bir ilacın daha etkisi olma. Per... Perma... Neydi ya?" dedi. Sonra fısıltı ile adı söylemeyi denedi, "Per... Perma... Perma... Permai..." derlen oğlan, "Permai doksami. Bu de mi sorduğun şey? Bedeni uyuştururarak bizlerin dış organlarını kesen şeyleri hissettirmeyen ama iş bitince ölümüme yol açan şey." dedi. Moya, "Hayır. O değil. O zehir değil. O insan ilacıydı. Doktor... Doktor... Doktor beyler... Benim gibi... Bilinçsiz davran... Davrananlar için yaptı. Sonra kurdumsu kanı akıtıldı içine... Ve... Ve... Aggghhh! Acıyor. Kafamın içinde iğneler var. Bir sürü. Lütfen... Çıkarsın biri." dedi. Oğlan kızın iki kolunu tuttu, "Şu an çadırdan çıktık. O ilaca kurdumsu kanı ne yaptı? Bahane üretme. Hemen. Söyle." dedi sinirle. Moya ağlayarak, "Kanlı gözler... Kanlı gözler verdi insanlara. Sizlere ise dökülen tüyler ve halsizlik. Doktor beyler istemedi bunu. Avlamaya bayılanlar yaptı. Hareket etmedikçe... Herkes... Ölecek... Dediler. Kan... Her yerde... İdi." dedi. Oğlan şokla Moya'yı bıraktı. Moya yere düştü. Titreyen kolları ile oturur pozisyona geldi. Ellerini yerden ayırmadan kafası eğik bir şekilde, "İnsanlar hep zayıftı. İnsanların içlerindeki özeller dışında sizden hepsi nefret ediyordu. Ve bu özeller hep zirvede oldular. Gökkubenin yöneticisi oldular, sefilliğe ve sizlere yapılan kanlı ve kinli işlere engel oldular. Fakat bu sadece on yıllar önce başladı. Taze bir olay bu koruma. Bitmesi yüzyıllara ihtiyaç duyuyor. Seni kurtaran şey onları öldüren şeyin ta kendisi. İyi olan herşey... Dürüst olan her şey... Kansız olan her şey... İhanete uğradı geçmişte. Ağır izler... Ölüm ve kan kokusu... Tecrübesiz yavrular bıraktı geleceğe... Bu yüzden insan tasması size iyi sanılan şey oldu. Başı boş kellesi... Açlık ve susuzluk... Tek kaçışı buydu. Bir tasma... Bir efendi... Belki de bir acizlik hissi..." dedi. Öksürmeye başladı.

Nun sinirle kıza baktı, "Sakin olmalıyım. Soran bendim. Katil olamam. En azından şu anlık. O aptal kedilerine götürürken lanetlenmiş ormana bıraksam ikisi de sağ çıkamaz. Zaten o kedi orada değlse hiç bir yerde değildir." dedi içinden. Gülmemek için kendini zar zor tuttu, "Üstün insan, ha? Hemde sen? Dalga geçme benle." dedi alaycı bir sesle. Kız, "Asla üstün demedim. Yetenekli. Yetenekli insanlar. Özel insanlar. Yetenek bir özel insan gücüdür. Resimmiş, müzikmiş, sanatmış... Hepsinin geçtiği sınır biziz. Hepsinin kapısı biziz. Ben ilhamın bedeniyim. Olanların masalını bilirim. "dedi. Öksürüymeye daha fazla başlası. Çıkan ses giderek daha acı çıkıyordu. Nun ise umursamadı. Sonunda duyduğu kusma sesi ile kıza baktı. Korku ile hızlıca ayağa kaldırdı, "Be-ben özür dilerim. Acı çek istedim. Öl değil. Aptalım de mi? İki yüzlülük bu de mi?" dedi. Gözleri dolmaya başladı. Derin bir nefes alış sesi duydu ve kıza baktı. Kız ise ağzının kenarları kan olmuş bir şekilde oğlana gülümsedi, "Sizler cana kıyamazsınız. Ani öfkeniz bile aniden diner. Bu yüzden bir kurdumsunun yardım etmesi  her zaman en istediğim tercihtir. Özgür oldukları sürece anlayışlılae. Tasma... Sadece... Vahşi yapar onları." dedi. Oğlan dolu gözleri ile gülümseyip kıza sarıldı. Kız, "Aghhh! Önce biraz yardım mı etsen? Zaten kısmen ölüyüm." dedi. Oğlan gülüp başını salladı.

Yaşlı kadın kızın boğazına son kez masaj yaptıktan sonra yatağın ucuna oturup elini alnına koydu. Ateşini ölçmeye başladı. Rahatlamış bir şekilde nefes verdi, "Şükürler olsun. Sonunda durumun iyi oldu. Hassas bir bedene rağmen iyi dirençti. İlaçların ağırlığını unutmuştum. Çok özür dilerim, minik yavrum." dedi. Başını okşamaya başladı. Sonra hafifçe gülümsedi, "Arkadaşın pek sevimli. Normalde sevmem insanları. Bilinen en yaşlı sizden biri benim ama geçmişin izleri hâlâ üstümde. Anlarsın ya. Git desem gitmez. Kaçsam bulur. Bu işe bir çözüm bulamadım, bundandır hep kinim." dedi. Kız kıkırdadı, "Annem... Annem hep çiçeklere derdini anlatırdı.Moya ile tanışana kadar bende çiçeklere anlattım. Meria onla buluşmamızdan hemen sonra evimin kapısında belirdi. Galiba bağımız oydu. Eğitimlere kadar hep üçümüz olduk. Sonra Meria ve ben kaldık. Sonra... Yangın... Eğitim için çocuk toplama aslında asker eğitmi içinmiş. Ama Moya beceriksizdir o konuda. O konuşurken eğlencelidir. Sihirli onun kelimeleri. Moeria'yı evime almaya onun sayesinde ikna etmiştim annemi. Belki o olmasa bende sizin gibiydim." dedi. Kadın hafif dolu gözler ile, "Eski bir dost gibi, ha? Neyse dinlen sen. Uyu biraz arkadaşında yakında gelir. Sesini ona ayır." dedi. Kızın başını okşayıp ayağa kalktı. Çadırdan çıktı. Çadırın arkasındaki gizli yerden bir kutu çıkardı. İçini açtı. Eline aldı fotoğrafı, "Eski dostlar gibi, ha? O zaman bir şans daha gerek de mi? İyi olanlar da var. Bizi anlayan da, bizle yaşamak isteyende... Sanırım çadırı toplama vakti. Birilerine haber versem çok iyi olur." dedi. Gülümsedi.

Nun, Moya ve Neya adındaki iki kızla resmen tanıştıktan sonra onlar yatana kadar onlar ile durmadan sohbet etmişti. Bayan ışıkları söndürünce yanına gitti bayanın, "Özür dilerim. Bilgisizliğim yüzünden olsu." dedi. Bayan güldü, "Oati derlerdi bana. Ayrıca çadırı sabah topluyorum. Ufak bir dostları ziyaret yapacağım. Sende o kızlar ile gidebilirsin." dedi. Nun sevinçle, "İşte macera vaktiii! Pişman olmayacaksınız Bay... Hayır Oati anne. Size ne kadar iyi olduğumu göstereceğim." dedi. Oati şaşırdı, sonra gülümsedi, "Evet, göster bana. Uzun zaman sonra ilk defa genç hissettim. Teşekkür ederim." dedi. Nun gülümsedi, "O zaman gün doğana kadar sohbet edelim." dedi Oati, "Tabii. Hemen başlayalım." dedi. İki kız çadırda uyurken onlar sohbet etmeye başladılar. Geçmişten başladılar, şimdiye geldiler.